Tag

Slider

Browsing

Beyaz Rusya (Belarus) Bulgaristan ve Moldova ile birlikte bugüne kadar Avrupa’da görmediğim üç ülkeden biriydi. Sonunda kasım ayının ilk haftasında buraya gitmeye karar verdim. Aslında uygun bir zaman değildi ama daha önce yapmam gereken başka seyahatler beni bu tarihte gitmeye mecbur bırakmıştı. Oysa bir yaz günü bu seyahati gerçekleştirmek kesinlikle daha iyi olurdu.

Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’e indiğimde epey soğuk bir hava ile karşılaştım. Kentte kar yağışı bekleniyordu. Beni havalimanında beş gece konaklayacağım apartman dairesinin sahibi bayan Katerina karşıladı. Birlikte şehir merkezinin biraz dışında kalan Red Cat Apartments’daki daireye gittik. Kalacağım daireyi beğenmiştim. Oldukça büyük ve konforluydu. Her şey en ince noktasına kadar düşünülmüştü. Biraz dinlenmenin ardından, yakın bir yerde akşam yemeği yemek için dışarı çıktım. Yorgun olduğum için gezme iştahımı ise ertesi güne bırakmıştım.

Genel Bilgiler    :

 *Resmi adı Belarus Cumhuriyeti
*Polonya, Litvanya, Letonya, Rusya ve Ukrayna ile komşudur.
*Belarus günümüzde yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip.
*Yüzölçümü 305 km2
*Başkenti Minsk
*Konuşulan diller Rusça ve Belarusça. İnsanların çoğu İngilizce bilmiyor. Restoran ve kafelerde bile çok az kişinin İngilizce anlayıp konuşabildiğine şahit oldum. Bu nedenle biraz Rusça bilmek ülkeyi gezerken çok işe yarıyor.
*İnançlı olanların büyük kısmı Hıristiyan Ortodoks.
*Para Birimi Belarus Rublesi (BYR)
 2016’da 1 Usd = 1,92 BYR ve 1 Euro = 2,12 BYR idi.
*Türk vatandaşları 30 gün süreyle vizeden muaf. Yalnız Seyahat Sağlık Sigortası şart.
*İki ülke arasında saat farkı yok.
*Karasal iklim hüküm sürüyor. Kışlar çok soğuk ve sert geçiyor. Yazlar ise ılık, hafif serin. 

*Beyaz Rusya’ya Nasıl Gidilir   :

 Türk Hava Yollarının (THY) İstanbul’dan Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’e direk uçuşları var. Yolculuk yaklaşık 2 saat 15 dakika sürüyor.
Beyaz Rusya’ya girerken vize gerekmiyor. Yalnız mutlaka Seyahat Sağlık Sigortası yaptırmanız gerekiyor. Sigortayı İngilizce olarak hazırlatın ve ülke kısmında Belarus diye belirtilsin. Yoksa dili anlamadıklarından sorun çıkarabilirler.

*Beyaz Rusya’ya Ne Zaman Gidilir  :

Mayıs-Eylül arasındaki dönem, soğuk bir ülke olan Beyaz Rusya’ya gitmek için idealdir. Benim seyahatim kasım ayı başına sarktığı için soğuk bir havayla karşılaştım. Bazen ekim ayı bile soğuk olabiliyor.

Beyaz Rusya’nın Ekonomisi  :
Ülke ekonomisindeki en büyük payı imalat sanayi ve mühendislik hizmetleri  oluşturmaktadır. Çeşitli makineler, tarım makinaları, elektrikli ürünler, optik ürünler, tekstil ürünleri, kimyasal ürünler ve traktör, kamyon üretimini sayabiliriz.
Sovyetler Birliği’nin dağılması ardından, bir kriz içine giren Belarus ekonomisi son birkaç yıldır küçük de olsa (%2,5 civarında) bir büyüme göstermektedir.
Belarus’un ürettiği ana tarım ürünleri arasında arpa, çavdar, yulaf, buğday, patates, şeker pancarı ve keteni sayabiliriz. Ayrıca kümes hayvanları, inek ve domuz yetiştirilir.

Beyaz Rusya’da Yeme-İçme    :

Belarus mutfağında patates ve mantar çok kullanılır. Bunlardan çok çeşitli yemekler yapılır. Örneğin mantar çorbası en çok tercih edilen çorba çeşididir. Ayrıca Rusya’dan bildiğimiz Borch Çorbası burada da tercih ediliyor.

Belarus mutfağının lezzetlerinden biri de Machanka. Güveçte yapılan mantarlı ve kremalı et. Pelmeni mantıya benzeyen bir yemekleri.
Bir de gördüğüm kadarıyla Belarus mutfağı çok zengin bir mutfak değil. Çoğunlukla restoranlarda yenen yemeklerin uluslararası mutfağa özgü klasik yemekler olduğunu görüyoruz.

Beyaz Rusya’daki UNESCO Dünya Mirasları :
*Bialowieza Forest
*Mir Castle Complex
*Architectural, Residential and Cultural Complex of the Radziwill Family at Nesvizh

 

Kazakistan’daki gezimi tamamladıktan sonra, Orta Asya’daki bir diğer bağımsız Türk devleti Kırgızistan’a geçmeyi planlamıştım. Kırgızistan ile Kazakistan’ın sınırdaş olması, bu iki ülkeyi arka arkaya ziyaret etmek için uygun şartları oluşturuyordu. Ben de öyle düşündüğüm için, Almati’den Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e geçtim. Otobüs yolculuğu bir hayli zaman kaybına yol açacağından, bu geçişi özel bir araçla gerçekleştirdim. Daha doğrusu Almati ile Bişkek arasında kendi aracıyla sürekli yolcu taşıyan biriyle anlaştım. Adı Ycen Gali. 70’li yaşlarda, babacan, düzgün biri. Türkçeyi gayet iyi konuşuyordu. Onun Toyota marka cipiyle yola çıktık. Araçta bizden başka bir kişi daha vardı. Kendisi Almati’de doktormuş; bir iş için Kırgızistan’a gidiyormuş. Yol boyunca aramızda güzel bir sohbet oldu. Sınırdan ise umduğumdan daha çabuk geçtik.Yaklaşık 4 saat süren (235 km) keyifli bir yolculuğun ardından Bişkek’e varmıştık. Ycen beni merkezin birkaç kilometre uzağında kalan Olive adlı otelime kadar bıraktı. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra, güzel bir restoranda yediğim keyifli bir akşam yemeği ile günü noktaladım.

İstanbul’a dönüşüm Bişkek’ten olacağı için bu kentteki gezimi son güne bırakmıştım. Onun öncesinde doğası muhteşem olan bu ülkenin Bişkek dışında kalan kırsal kesimini gezecektim. Bunun için Türkiye’deyken bağlantı kurduğum Tabiat Tur’la anlaştım. Acentenin sahibi Ulukman. Türkiye’de üniversite eğitimi almış bir genç. Ülkesine döndüğünde bu acenteyi kurup, Kırgızistan’ı keşfetmek isteyenler için turlar organize ediyor; özellikle de Türkler için. Ben de kendisine Issık Göl ve çevresinde üç gün sürecek bir tur yapmak istediğimi ve bunun için  Türkçe ya da İngilizce konuşabilen güvenilir birine ihtiyacım olduğunu söyledim. O kişi hem aracı kullanacak, hem de rehberlik yapacaktı. Sonuçta her şey planlandığı gibi gelişti ve ertesi gün Bişkek’ten rehber-şöförüm Bakıt ile birlikte yola koyulduk. Yol boyunca bana Kırgızistan ile ilgili oldukça yararlı bilgiler verdi.Türkçesi gayet iyi. Bir yandan onu dinlerken, bir yandan da etrafı dikkatle seyrediyordum. Ülkenin kuzeyinde yer alan Bişkek’ten, onun doğusunda kalan Issık Göl’e doğru yol alıyorduk. Bişkek’ten çıktıktan sonra manzara giderek güzelleşti. Sonunda meşhur Tanrı Dağlarının bir uzantısı olan Kırgız Ala (Ala-Too) dağlarıyla buluşmuştum. Şimdi dağlar ülkesi Kırgızistan’da bulunduğumu daha çok hissediyordum.

 

Genel Bilgiler     :
*Orta Asya’nın kalbindeki ülkenin Kazakistan, Çin, Özbekistan ve Tacikistan ile sınırı bulunuyor. Yedi bağımsız Türk Devleti’nden biri.
*Dağlık bir ülke. Dağlar ülke topraklarının neredeyse %75’ini oluşturuyor. Meşhur Tanrı Dağları’nın uzantıları bu ülke topraklarından geçiyor. Tanrı sıradağlarının (Tian Shan Dağları) en yüksek tepesi olan Pobeda Zirvesi Kırgızistan’da 7439 metreye ulaşıyor.
*Ülkenin yüzölçümü 199.990 km2.
*2018 yılı verilerine göre ülkede 6 milyon civarında insan yaşıyor. Genç bir nüfusa sahip.
Ülkede nüfusun %65 kadarını Kırgızlar oluştururken, farklı etnik gruplar arasında Özbekler ve Ruslar en büyük paya sahip. Onları Tatarlar, Kazaklar, Uygurlar ve Ukraynalılar takip ediyor.
* Başkent Bişkek.
*Ülkede Kırgızca ve Rusça konuşuluyor. Ayrıca Özbekçe ve Türkçe konuşan bir azınlık ta var.
*Nüfusun yaklaşık %80 kadarı Müslüman. Rus Ortodoks kilisesine bağlı Hıristiyanlar ise %17 kadar. Kalan azınlığı Budist, ateist ve diğerleri teşkil ediyor.
*Para Birimi Som (KGS).  1 Euro = 79 Som / 1 USD =69 Som (2018 Ekim değerleri)
*Türkiye’den +3 saat ilerde.
*Ülkeye girişte Türk vatandaşlardan vize istenmiyor. Otel rezervasyonu ile gidiş-dönüş uçak bileti yeterli.
*Kırgızistan’da karasal iklim hüküm sürer. Denize kıyısı olmayan bu dağlık ülkede kışlar soğuk ve sert geçer. Yazlar ise sıcaktır. Güneydeki alçak alanlarda sıcaklık bazen 40 derecelere yükselir.
*Çeşme suyu içilmiyor. Marketlerden ya da otelden kapalı şişe su temin edebilirsiniz.
*Kırgızların dünyaca ünlü yazarı, edebiyatçısı Cengiz Aytmatov, dünya edebiyatınaCemile” “Gülsarı” “Dişi Kurdun Rüyaları” “Yüz Yüze” gibi eşsiz eserler kazandırmıştır.

Kırgızistan’da Ne Zaman Gidilir  :

Kışların soğuk geçtiği bu ülkeye Haziran-Eylül arasındaki dönemde gitmek gerekir. Son-Köl ve Narin gibi rakımın 2000-3000’ler arasında olduğu ülkenin orta kısımlarına gitmek için ise Temmuz ve Ağustos ayları en ideal dönem olarak kabul edilirken, Issık Göl ve çevresine Eylül sonuna kadar gidilebilir. Ekim ayı ortalarında ben oradayken bir hayli soğuk bir hava vardı. Başkent Bişkek ise diğer yerlere göre nispeten daha iyi hava şartlarına sahiptir. Bu nedenle Mayıs-Haziran ve Eylül – Ekim dönemleri Bişkek’i gezmek için daha uygundur. Bu dönemde aşırı sıcak olmaz.

Yalnız kayak yapıyorsanız Kırgızistan’a kışın da gitmeyi düşünebilirsiniz. Bişkek çevresinde 10’dan fazla kayak merkezi bulunurken, Issık Göl yakınındaki Karakol’da bulunan en ünlü kayak merkezi yurt dışından her sene çok sayıda turisti çekmektedir.

Kırgızistan’a Nasıl Gidilir  :

THY’nin (Turkish Airlines) İstanbul’dan Bişkek’e her gün direk seferi var. Uçuş gidişte yaklaşık 5 saat sürerken; dönüşte bu süre 5 saat 45 dakika.
Ayrıca İstanbul’dan Bişkek’e Pegasus Airlines’ın direk uçuşuyla da ulaşabilirsiniz.
Eğer Kazakistan’dan Kırgızistan’a geçecekseniz, ya Air Astana’nın bir uçuşuyla, ya da benim de yaptığım gibi Almati –Bişkek arasında devamlı yolcu taşıyan bir tür dolmuş-taksi ile bunu gerçekleştirebilirsiniz. Eğer zamanınız varsa ve daha uzun süren bir yolculuğu göze alacaksanız, otobüsle de gidebilirsiniz. Tabii ödeyeceğiniz ücret çok daha düşük olur.

Kırgızistan’da Gezilecek Yerler :

* Bişkek
* Issık Göl
* Burana Kulesi – tarihi Balasagun şehri
*Çolpon-Ata
* Karakol
*Bökönbaev Köyü
* Narın
*Oş
* Son-Köl Gölü
* Köl-Suu Gölü
*Suusamır Yaylası
* Alay Vadisi

Kırgızistan Tarihi    :

Kırgız kabileleri geleneksel olarak Tanrı Dağları’nda göçebe olarak yaşamlarını sürdürmüş; yaşamları at üstünde geçmiştir.
19 yüzyılın ikinci yarısında Kırgızlar Çarlık Rusya’sının egemenliği altına girmiştir.
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Orta Asya’daki diğer Türk Cumhuriyetleri gibi Kırgızistan da bağımsızlığına kavuşmuştur.

Kırgızistan Bayrağı’nın Anlamı  :

3 Mart 1992’de kabul edilen Kırgızistan ulusal bayrağının üzerindeki güneşin 40 ışını, 40 Kırgız boyunu temsil ederken; güneşin içindeki yolların kesişimi, geleneksel Kırgız çadırının üstten görünümünü yani yurdu simgeler. Kırmızı zemin ise cesareti, barışı ve dürüstlüğü temsil eder.

Kırgızistan Ekonomisi :

Genelde tarım ve hayvancılığa dayalı bir ekonomi söz konusudur. Buğday ekimi yapılır. Ayrıca tütün, pamuk, şekerpancarı, patates ve çeşitli sebze ve meyveler yetiştirilir.

Hayvancılık çok gelişmiştir. Issık Göl çevresinde yol boyunca otlayan çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan gördüm. Bir de çok fazla sayıda at vardı. Zaten Kırgız kültüründe atın çok önemli bir yeri var. Ülkede yarış atları da yetiştiriliyor. İran ve Arap ülkelerine kuzu ve dana eti ihracatları var.

Sanayi olarak ülkede çimento, tekstil ve gıda sanayilerinin gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Şu anda ülkede üretilen araba olmasa da, yakın zamanda Koreliler Hyundai markasıyle Kırgız pazarına girebilirler. Bununla ilgili görüşmeler yapılıyormuş.

Turizm ülkede yeni yeni gelişmekte olan bir sektör. Ülkeyi ziyaret eden gezginler olsa da, Kırgızistan’daki doğal güzelliklerin farkında olmayan çok sayıda insan var. Kısacası bu ülke keşfedilmeyi bekliyor. Kısa bir sürede gördüklerim ve yaşadıklarımdan sonra bunu fazlasıyla hak ettiğine inanıyorum.

Issık Göl ve çevresi turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Zaten ben de zamanımı bu bölgede değerlendirmeyi uygun gördüm. Yalnız Narın, Son-Köl Gölü gibi başka güzel yerlerinin de olduğunu biliyorum. Ekim ayında hava şartları açısından buraya gitmek zor olacağından, bir başka gelişimde özellikle Temmuz ayında burayı ziyaret etmeyi planlıyorum.

Avrupalı turistler Kırgızistan’a daha çok trekking, dağcılık ve at binmek için geliyorlarmış. İlkbaharda başlayan dağ tırmanışları sonbahara kadar devam ediyormuş. Ayrıca rehberim Karakol çevresinde birçok kayak merkezi olduğunu ve kışın buraların turistler tarafından ilgi gördüğünü söyledi.

İthalatının büyük kısmını Rusya, Çin ve Kazakistan ile yaparken, ihracat partnerleri arasında Rusya, Kazakistan, İsviçre, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan gibi ülkeleri sayabiliriz.

Türkiye ile karşılaştırıldığında burada hayat kısmen daha ucuz. Kişi başına düşen gelir 2200 USD civarındadır.

Kırgızistan’da Yeme-İçme  :

Kırgız mutfağı ağırlıklı olarak et yemeklerinden oluşur. Bu ülkede kuzu, koyun, dana ve at eti tüketilir. At eti genellikle düğün, cenaze, yıldönümü gibi çok sayıda insanın katıldığı özel günlerde servis edilir. Kazakistan’da ilk kez denediğim at etinin lezzetini beğenmiştim. Zaten iki ülke mutfağı arasında büyük benzerlikler var.
Şaşlık, beşparmak, lagman, ganfan ve pilav Kırgızistan’da en çok tercih edilen yemeklerin başında geliyor. Beşparmak ülkenin en sevilen milli yemeği olup, at ya da koyun etiyle hazırlanıyor. Adını elle yeme özelliğinden almış.
Şaşlık şişe geçirilmiş iri koyun etlerinden yapılıyor. Türk mutfağındaki kuzu şişle büyük benzerlik gösterir.

Kırgızistan’daki UNESCO Dünya Mirasları  :
*Sulaiman-Too Sacred Mountain
*Silk Roads : the route Network of Chang’an Tianshan Corridor
*Western Tien-Shan

 

Bundan birkaç yıl önce Orta Asya’nın bana göre en güzel ülkelerinden biri olan Özbekistan’ı ziyaret etmiş ve bu geziden çok memnun kalarak dönmüştüm. Bu sene ise ekim ayında Orta Asya’daki yedi bağımsız Türk devletinden diğer ikisini, Kazakistan ile onun komşusu Kırgızistan’ı görmeyi planladım.

Asya benim her zaman ilgimi çekmiştir. Bu kıtaya birçok kez seyahat etmiş ve bunun sonucunda çok sayıda ülkeyi gezme imkanım olmuştu. Her seferinde de burada kendimi iyi hissetmiştim. Bu kez yine Asya’ya gidecek olmaktan memnundum.

Seyahatime Kazakistan’ın bugünkü başkenti Astana’dan başlamayı uygun gördüm. Daha sonra ise trenle güneydeki eski başkent Almati’ye geçecektim. Belki yeterli değildi ama Kazakistan için sadece beş gün ayırabilmiştim. Seyahatimin kalan beş gününü ise Kırgızistan’da kullanacaktım.

14 ekim gece yarısı saat 02.30’da THY uçağı beni Astana’ya getirdiğinde, karlı ve soğuk bir havayla karşılaştım. Söylendiğine göre bugün Astana’ya senenin ilk karı düşmüş ve birkaç gündür devam eden 12-13 derecelik bir sıcaklıktan -1 gelinmişti. Astana’nın dünyanın en soğuk başkentlerinden biri olduğunu biliyordum ama yine de bu seyahati planlarken ekim ayında böylesine soğuk bir havayı doğrusu beklemiyordum. Ama bazen her şey insanın planladığı gibi gitmiyor. Bu durumda geriye şartlar ne olursa olsun bu seyahatten keyif almak kalıyor. Ben de öyle yaptım. Soğuk havaya aldırış etmeden Astana’yı bir güzel gezdim. Zaman zaman yağışın durmasından istifade ederek çok güzel fotoğraf kareleri çektim.

Genel Bilgiler     :

*Kazakistan Cumhuriyeti günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletinden biridir.
*Ülke nüfusu 18 milyon civarındadır.
*Yüzölçümü 2,7 km2. Buna göre dünyanın 9.ncu büyük ülkesi.
*Başkenti Astana
*Ülkede Kazakça ve Rusça konuşuluyor. İngilizce bilen çok az. Türkçe anlaşmak İngilizce’ye göre daha kolay; çünkü en azından ara sıra Türkçe konuşabilenlere rastlıyorsunuz.
*Müslümanlar ülke nüfusunun %70’ini oluşturuyor. Nüfusun %26’sı ise Hıristiyan. Bunların da büyük çoğunluğu Rus Ortodoks. Kalan azınlığı Budist, Yahudi ve hiçbir dine mensup olmayanlar meydana getiriyor.
*Kazakistan Devlet başkanı Nursultan Nazarbayev.
*Ülkeye girişte Türk vatandaşlar için 30 günü aşmamak kaydıyla vize gerekmiyor.
*Para birimi  Kazak Tengesi (KZT). Ekim 2018’de 1 Euro =422 KZT / 1 USD = 363 KZT
En iyi kuru büyük alışveriş merkezlerindeki döviz büroları veriyor. Dolar euroya göre ülkede daha fazla kabul gören bir para.
*Türkiye’den +3 saat ilerde.
*Ülkede karasal iklim hakim. Kışlar soğuk ve karlı geçiyor. En soğuk şehir ise Astana, yazları ise sıcak ve kurak.
*Çeşme suyu içilmiyor.

Kazakistan’a Ne Zaman Gidilir    :

Kazakistan’a bahar ve yaz aylarında gitmek gerekir. Çünkü kış epey soğuk geçiyor. Bana göre mayıs, haziran ve eylül gitmek için en güzel aylar. Ekim ayına pek kalmamak lazım. Benim de beklemediğim gibi soğuk ve yağışlı bir havayla karşılaşmanız olası.

Kazakistan’a Nasıl Gidilir :

Eğer Astana’ya gidecekseniz, THY’nı (Turkish Airlines) tercih edebilirsiniz. Bazı günler hariç Astana’ya direk seferi var ve hizmet gayet iyi. İstanbul’dan hareket ettiğinizde 4 saat 30 dakika sonrasında Astana’da oluyorsunuz.
Eğer Almati’ye (Almaata) uçacaksanız, o zaman Turkish Airlines’ın yanı sıra, Pegasus Airlines ya da Air Astana gibi farklı bir havayolunu da seçebilirsiniz.

Kazakistan Tarihi   :

1847’de Çarlık Rusya’sının hakimiyetine giren Kazaklar, Çarlık Rusya’sının 1917’de devrilmesinin ardından kısa bir süre bağımsızlık yaşamış olsa da, 1920’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hakimiyetine girmiştir.
SSCB’nin 1991’de dağılmasıyla, Kazakistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etmiştir.

Kazakistan Ekonomisi   :

Kazakistan ekonomisine en büyük katkıyı petrol yapıyor. Kazakistan 30 milyar varille dünyanın 12.inci büyük petrol üreticisi konumunda. Petrol dışında Kazakistan yeraltı kaynakları bakımından çok zengin bir ülke. Doğal gaz, uranyum, demir, kömür, kurşun, çinko, fosfat, titanyum, bakır, krom, bor, altın ve alüminyum gibi birçok madene sahip. Zaten ülkenin ana gelir kaynağı bu yeraltı zenginliklerinin ihracatına dayanıyor.
Kazakistan özellikle son 20 yılda hızlı bir gelişme göstermiş. Bu süreç içinde Astana gibi modern bir başkent yaratılmış.
Türk inşaat firmaları burada önemli işlere imza atmış. Halen de Türk firmalarının Kazakistan’da çalışmaları devam etmektedir. Özellikle Astana’daki birçok yapı da Türk mühendis ve işçilerinin emeği vardır.

Kazakistan’da Yeme –İçme  :

Kazak mutfağı ağırlıklı olarak etli yemeklerden oluşmaktadır; çünkü Kazak kültüründe hayvancılık önemli bir yer tutar. En çok kuzu, koyun, sığır ve at eti tüketilir.
Pilav çoğu zaman et yemeklerine eşlik eder. Ayrıca mantı, erişte, pişi, samsa, gibi hamur işleri ve patates Kazakistan’da çok tüketilir.
Kazak mutfağının en ünlü ve geleneksel yemeği Beşparmak, et ve onun altına yerleştirilen bir çeşit hamur işiyle hazırlanır. Et olarak kuzu ya da at eti tercih edilir. Elle yenmesinden ötürü bu ismi almıştır.
Diğer Kazak mutfağının lezzetleri arasında Kurdak, Baursak, Lagman, Şaşlık  (bir çeşit şiş kebap) sayılabilir.
Kazakistan da çorba da çok tercih edilir. Çorba fiyatları ortalama 1500 KZT.
Kısrak sütünün fermante edilmesiyle elde edilen Kımız, Kazakların geleneksel içeceğidir. Genelde mayıs ayısından itibaren, özellikle yaz aylarında içilir.
Kazakistan’da içilen yerel bira Line Brew. Restoranlarda fiyatı yaklaşık 700-800 KZT .

Bugüne kadar gerek televizyondaki belgesellerde, gerekse internette Seyşeller ile ilgili birbirinden güzel görüntülere tanıklık etmiştim. Turkuvaz renginde bir denizi, bembeyaz kumsalları, palmiyeleri, granit ve mercan adaları ve zengin su altıyla sanki cennetten bir köşe olan bu ülkeyi merak eder olmuştum. Artık gitmek için uygun zamanı kolluyordum. Bir gün çok değerli sanatçı rahmetli Barış Manço’nun gazetede bir röportajını okudum. Kendisi Seyşeller’den övgüyle bahsediyor; özellikle bu ülke insanlarına vurgu yapıyordu. Ona göre insan faktörü bir ülkeye seyahat etme konusunda çok belirleyiciydi. “Seyşeller’e elli defa daha gidebilirim” demesi, ülke halkının ne denli misafirperver, güler yüzlü, iyi niyetli, samimi olduğunu ortaya koyuyordu. İşte bu sözleri gezgin bir sanatçıdan duymak, beni bu ülkeye gitme konusunda bir kat daha teşvik etmişti.

Eşim ve kızımla eylül ayında çıktığım bu sekiz günlük seyahatte, havayolu şirketi olarak Emirates’i tercih ettik. Dubai aktarmalı olarak Seyşeller’in en büyük adası Mahe’ye sabah saat 6.30’da vardık. 115 ada ve adacıktan oluşmuş Seyşeller’de geçireceğimiz dolu dolu 8 günde üç büyük adayı programa almıştım. Zaten bunlar Seyşeller’e gelen herkesin öncelikle görmek istediği, ülkenin en güzel adalarıydı. Yaptığım programa göre, önce Praslin ile La Digue adalarını gezecek, sonra da başkent Victoria’nın bulunduğu Mahe Adası’nda turu tamamlayacaktım. Adalar arasındaki ulaşım sorununu da, Cat Cocos firmasının günün belli saatlerinde düzenlediği feribot seferi ile çözecektim.

Genel Bilgiler   :

*Seyşel Adaları Hint Okyanusu’nda, Kenya ve Tanzanya’nın doğu, Madagaskar’ın kuzeydoğu açıklarında yer alan adalar topluluğundan oluşan bir ülke. Toplam 115 ada ve adacıktan oluşuyor.
*Son verilere göre nüfusu 94 bin. Bazı adalarda yaşam yokken, nüfusun %90 kadarı en büyük ada Mahé’de yaşamını sürdürüyor.
*Farklı etnik kökenli bir halk. Asya, Afrika ve Avrupalı karışımı insanlar. Bu halka kreol adı veriliyor.
*Başkenti Mahé Adası’ndaki Victoria. Dünyanın en küçük başkenti kabul ediliyor.
*Diğer önemli adaları Praslin, La Digue ve Silhouette.
*Adalarda yaşayan halkın %90’ı Hıristiyan Katolik. Az oranda Anglikan ve Protestan var. Hintli, Müslüman ve Çinli topluluklar ise oldukça küçük bir oranı kapsıyor.
*Adalarda İngilizce, Fransızca ve Kreol dilleri konuşuluyor. Halkın evde ve kendi aralarında konuştukları kreol dili, 17. yüzyıl Fransızcasının, Afrika dilleri ve Madagaskar etkisiyle değişim göstermiş hali.
*Para Birimi Seyşeller Rupisi (SCR).  1 Euro = 15,95 SCR (Eylül 2018).
Birçok yerde kredi kartı geçerli.
*Türkiye’den +1 saat ilerde.
*Türk turistler 90 gün boyunca vizeden muaf.
*Elektrik prizleri üç uçlu İngiliz sistemi. Bu yüzden yanınızda adaptör getirmeniz gerekir.
*Çeşme suyu sağlık kriterlerine uygun olsa da, adalardaki küçük marketlerden temin edebileceğiniz şişe suyu kullanmanızda fayda var.
*Turistler için son derece güvenli bir ülke. Suç oranı yok denecek kadar az.
*İklimi tropikal-ekvatorial. Yıl boyu sıcaklık 24-32 dereceler arasında değişiyor.

Seyşeller’e Nasıl Ulaşılır   :

THY’nın İstanbul’dan Mahé Adası’na direk seferi var. Direk uçuş hemen hemen 8 saat sürüyor. Bir de bizim yaptığımız gibi Dubai aktarmalı olarak Emirates Havayolları ile uçabilirsiniz. İstanbul-Dubai uçuşu 4 saat sürerken, Dubai-Mahé Adası uçuşu 4 saat 20 dakika civarında sürüyor. Tabii buna bir de Dubai’deki bekleme süresini ilave edeceksiniz.

Havalimanı’ndan Ulaşım  :

Mahé Uluslararası Havalimanı’ndan başkent Victoria’nın merkezine ya da ferryboat terminaline taksi ile ulaşabilirsiniz. Mesafe yaklaşık 10 km. Bu mesafe için istenen taksi ücreti bir hayli yüksek; 30-35 Euro civarında. Taksiye binmeden önce ödeyeceğiniz ücreti konuşmanız gerekir. Taksimetre açmıyorlar.
Eğer Mahé Adası’ndaki gezinizi son güne bırakacak olursanız, önce feribotla Praslin ya da La Digue adalarından birine geçecekseniz, Cat Cocos’un servisini de kullanabilirsiniz. Kişi başı 10 Euro.

Adalar Arası Ulaşım  :

Mahé, Praslin ve La Digue adaları başta olmak üzere, adalar arası ulaşım hızlı feribot seferleriyle sağlanıyor. Üç büyük ada arasındaki seferlerde Cat Cocos firmasının feribotları çalışıyor. Gün içinde birkaç sefer var. Biletleri internetten kredi kartıyla ya Cat Cocos firmasının kendi sitesinden, ya da Seyferry.com adlı web sitesinden temin edebilirsiniz. Son derece güvenilir. İstediğiniz saatte yer bulmada sorun yaşamamanız için biletleri Seyşeller’e hareket etmeden önce almanızda fayda var; özelikle de Mahé Adası’ndan Praslin ya da La Digue adasına gidecek feribotlar için. Economy Class ve Business Class şeklinde iki farklı bilet mevcut. Mahé-Praslin adaları arasındaki feribot seferinde ekonomik sınıf bilet fiyatı 50 Euro iken, daha kısa bir mesafeye sahip Praslin – La Digue adaları arasındaki feribot ekonomik sınıf biletine 15 Euro ödüyorsunuz.

Adalarda Araç Kiralama :

La Digue Adası hariç, Praslin ve Mahé adalarında araç kiralamak sizin seyahatinizi daha konforlu kılar. Eğer benim yaptığım gibi turla değil de, kendi başınıza Seyşeller’e geliyorsanız, adanız birçok yerini görebilmeniz, farklı plajlarda denize girebilmeniz ve de zaman kaybını en az indirmeniz için araç kiralamanız gerekecektir. Adada özellikle Kia Picanto, Hyundai Grand i10 gibi küçük araçlar en çok talep görenlerin başında geliyor. Günlük kiralama ücretleri vitesli ya da otomatik vites olmak üzere 40-60 Euro arasında değişiyor. Yalnız trafik eski İngiliz sömürgesi olduğu için soldan akıyor.
La Digue Adası’nda ise, diğer adalardan farklı olarak sadece bisiklet kiralayarak bir yerden bir yere ulaşmanız mümkün.

Seyşeller’e Ne Zaman Gidilir  :

Yıl boyu sıcaklığın 24-32 dereceler arasında değiştiği tropikal iklime sahip bu adalar ülkesine gitmek için Ekim-Kasım ve Nisan-Mayıs dönemlerinin en ideal olduğu belirtilir. Çünkü bu dönemlerde yağmur ve rüzgar en düşük seviyeye iner. Ayrıca yüksek sezon sayılan Aralık-Mart dönemine göre daha sakindir ve uygun fiyatlı yer bulmak ta daha kolaydır.

Seyşeller’de Konaklama  :

Buradaki adalarda çok sayıda villa ve lüks otel mevcut. Ama bunun yanı sıra özellikle daha ekonomik pansiyon ve guesthouselar bulunabiliyor. Bu tip ekonomik tesisleri yakalayabilmek için iyice araştırıp gitmeden birkaç ay öncesinde rezervasyon yaptırmak gerekir. Yalnız genel olarak konaklama tesisleri Avrupa ve Asya ülkelerine kıyasla daha pahalı. Buraya seyahat etmeyi düşünenlerin bu gerçeği göz önünde bulundurması gerekir. Ayrıca uygun fiyatlı ve istenen özelliklerde yer bulabilmek için birkaç ay öncesinden rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Seyşel Halkı         :

Burada geçirdiğimiz 8 gün boyunca ada halkı tarafından her gittiğimiz yerde çok iyi karşılandık. Son derece sıcak kanlı, güler yüzlü, iyi niyetli ve samimi insanlar. Turistlere karşı da gereken saygı ve ilgiyi fazlasıyla gösteriyorlar.

Seyşeller Tarihi  :

Seyşeller iki asır boyunca önce Fransızlar’ın (1756-1811) ve sonrasında İngilizler’in (1814-1975) kolonisi olmuş. Bu dönemde Afrika’dan köleler getirtilerek buradaki adalarda çalıştırılmışlar. Kölelik kalkınca onların yerini Hintli ve Çinliler almış. Bugün adalardaki etnik, dinsel ve kültürel zenginlik büyük ölçüde o günlerden kalma.
1976’da ise Seyşeller bağımsızlığını kazanmış. Böylece Seyşeller Cumhuriyeti doğmuş.

Seyşeller Ekonomisi   :

En büyük gelir kaynaklarından biri turizm. Bunun dışında adalarda yaşayan halk, tarım ve balıkçılıkla uğraşıyor. Muz, papaya, mango, avokado, hindistan cevizi gibi çeşitli tropikal meyveler yetişiyor. Ama birçok sebze ve meyve de dışa bağımlı durumda. Bugün yiyecekten giyeceğe birçok şeyi ithal ediyor. Başka ülkelere sattıkları kalemler arasında ise vanilya, hindistancevizi yağı, muz, tarçın, ton balığı gibi ürünler var.

Seyşeller’in oldukça pahalı bir ülke olmasının yanı sıra; halkın ekonomik açıdan durumu pek iyi değil. Gelir düzeyleri oldukça düşük.

Seyşeller’de Yeme – İçme  :

Hint Okyanusu’nda olması nedeniyle, buradaki adalar balık ve deniz mahsulleri yönünden çok zengin. Seyşeller’de kingfish, parrotfish, tuna steak gibi çok değişik balıklar yiyebilirsiniz. Her şey taze ve sağlıklı.
Seyşeller’de köri sosu yemeklerde çok kullanılıyor. Körili ahtapot, körili tavuk, körili dana eti gibi lezzetleri var. Karamelize edilerek pişirilmiş muz gibi her yerde bulunmayan bazı tatlar var.
Bunun dışında çok zengin ve özel yemeklerin olduğu bir mutfaktan söz edemeyiz. Burada Fransız ve Afrika mutfaklarının bir tür karışımı olan “kreol mutfağı”nın hakim olduğunu söyleyebiliriz.

Volkanlar, buzullar, şelaleler, gayzerler, fiyordlar, jeotermal havuzlar ve ilginç doğa oluşumlarının yer aldığı İzlanda’yı hep merak eder dururdum. Diğer Avrupa ülkelerinden çok farklı bir doğaya sahip olduğunu düşünürdüm. İşte bu müthiş doğal ortamı yakından teneffüs edebilmem için, gidip yerinde görmem gerekirdi. Ben de öyle yaptım, biletimi aylar öncesinden satın aldım ve temmuz ayında İzlanda’nın yolunu tuttum. Bu seyahatte eşim ve kızım da bana eşlik ettiler.

Bu ülke her zaman doğaseverlerin, maceraperestlerin, gezginlerin ve fotoğraf meraklılarının ilgisini çekmiş, onlara ilham vermiştir. Nedeni de, bu tip insanların beklentilerini karşılayacak her şeye sahip olmasıdır. Ben de bir gezgin ve doğasever olarak bu ülkeye gidecek olmanın heyecanını öncesinden duymaya başlamıştım.

İzlanda’ya birkaç farklı yoldan ulaşmak mümkün olsa da; havayolu olarak Lufthansa’da karar kıldım. Önce Münih, ardından Düsseldorf üzerinden aktarmalı olarak lokal saat itibariyle 22.40’da başkent Reykjavik’in Keflavik havalimanına indik. Buradan otele ulaşmak için Flybus firmasının otobüsüyle önce BSI otobüs terminaline geldik. Daha sonra buradan kalkan bir minibüs bizi kentin merkezindeki kalacağımız apartman dairesinin önüne kadar bıraktı. Daha önce konuştuğumuz üzere, geç bir saatte geleceğimizden ev sahibi anahtarı paspas altına bırakmıştı. Bütün günümüz yollarda geçtiğinden bir hayli yorulmuştuk. Bu yüzden kendimizi evimize gelmiş gibi rahatlamış hissettik.

Genel Bilgiler  :

* Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde, Grönland’ın ( 350 km uzaklıkta) güneydoğusu ile Norveç ve Britanya Adaları arasındaki volkanik bir ada üzerinde kurulmuş. İzlanda’nın büyük bir bölümü volkanik olup, adadaki yanardağların bazıları halen aktiftir.
* İzlanda “Buz Ülkesi” anlamına gelmektedir.
* Yüzölçümü 103 bin km2.  Ülkenin %52’si volkanik çöl ile (diken ve çalılar),  %12’si buzullarla, %13’ü ormanlarla, %11’i soğumuş lav akıntılarıyla kaplıdır.
* Ülkede yaklaşık 330 bin kişi yaşamaktadır. Bunun %80 kadarı şehirlerde; özellikle de kıyı kesiminde ikamet etmektedir.
* Ülkenin resmi dili İzlandaca. Bu dil eski Norveç dilinin tarih boyunca değişime uğramış bir şekli. Ama bunun yanı sıra ülkede hemen hemen herkes İngilizce bilir ve konuşur.
* Halkın büyük çoğunluğu yaklaşık %95 kadarı Luther yanlısı Protestandır. Çok az da Katolik var.
* Ülkenin başkenti Reykjavik.
* Para Birimi İzlanda Kronu (ISK).
1 Euro =  155 ISK      1 USD = 144 ISK   (2014’de)
1 Euro = 127 ISK      1 USD  = 110 ISK   (2018’de)
Birçok yer euro kabul ediyor.  Kredi kartı her yerde geçiyor.
* Ülkeye giriş için Schengen vizesi gerekiyor.
* Ülkenin en yüksek noktası, adanın güneyindeki Havnnadalshjukur (2110 metre).
* Vatnajökull, 8500 km2 lik yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzulu. Ayrıca Antarktika ve Grönland’ın ardından dünyanın üçüncü büyük buzulu.
* En son volkan patlaması 2010 yılının Nisan ayında adanın güneyindeki Eyjafjallajökull’da (1666 metre) gerçekleşti. Bunun sonucunda benim gibi yolda olan birçok yolcunun Atalantik’in her iki tarafındaki uçuşları ertelendi.
* Ülkede 30 civarında aktif volkan var. Hekla, Katla, Laki, Eyjafalljökull en önemlileri.
* Ordusu olmayıp NATO üyesi olan tek ülke. İzlanda’nın savunması 1949’dan beri NATO tarafından sağlanıyor.
* Çeşme suyu içiliyor. Son derece temiz. Hatta İzlandalılar dünyanın içimi en güzel suyu olduğunu iddia ediyorlar. Gerçekten haklılar. Çünkü bu kadar ülke dolaştım ve tadı bu derece güzel olan bir çeşme suyu daha önce içmemiştim.

İzlanda’nın İklimi :

Kuzey Kutup çizgisine sadece 100 km uzaklıkta bulunan bir ülkede kışların çok soğuk geçtiği düşünülür. Oysa çok kuzeyde olmasına karşın İzlanda, Gulf Stream sıcak su akıntısı nedeniyle kışın aşırı soğuk yapmaz. Ortalama sıcaklık 0 derece dolaylarındadır. Sadece kuzey tarafları biraz daha soğuktur. İzlanda’da yazın sıcaklık 10 ile 17 dereceler arasında değişir.
Ülkede kışın olduğu gibi yazın da bazen yağışlar fazla olabiliyor. Bu yüzden yanınızda bir yağmurluk getirmeniz gerekir.

İzlanda’ya Nasıl Gidilir  :

İzlanda’ya Türkiye’den direk uçuş bulunmamaktadır. Ancak bir ya da iki aktarma yaparak Norveç (Oslo), Finlandiya (Helsinki), Hollanda (Amsterdam), İngiltere (Londra) ya da İsveç (Stockholm) üzerinden gidilebilir. Ben 2014 yılında giderken Alman havayolu şirketi Lufthansa’yı tercih etmiştim. Önce İstanbul’dan Münih’e uçmuş; daha sonra ise Münih’ten Düsseldorf’a  ve Düsseldorf’tan da Reykjavik’e uçarak toplam iki aktarma yapmıştım.

İzlanda’ya Ne Zaman Gidilir  :

İzlanda’ya gitmek için en iyi ay Temmuz. Çünkü hem diğer aylara göre daha sıcak, hem de ülke kuzeyde olduğu için gündüzler uzun. Yalnız bazen kışın olduğu gibi yazın da sıkça yağışlar olabiliyor. Hem serin olması, hem de yağış olması ihtimalini göz önünde bulundurarak, yanınızda çok kalın olmayan bir mont, ya da bir yağmurluk getirmeniz gerekir. Örneğin biz gelmeden önceki hafta her gün yağışlıyken, bizim geldiğimiz günün ertesi yağmur kesilmiş ve güneş açmıştı. Kış ise hem daha soğuk ve yağışlı, hem de gecelerin uzun olması sebebiyle İzlanda’yı ziyaret etmek için uygun değildir.

İzlanda Tarihi  :

* İzlanda ilk kez 871 yılında Norveçliler tarafından keşfedilmiş. Adaya ilk ayak basanlar da, 9 ve 10. yüzyıllarda Norveç’ten gelen Vikingler olmuş. İzlanda’ya “buz ülkesi” anlamına gelen adını onlar vermiş.
* Vikinglerin önderleri birleşerek 930 yılında  parlamentonun ilk örneği sayılabilecek “Athing”i meydana getirirler. Daha sonra iç anlaşmazlıklar sonucu ada bağımsızlığını kaybederek, 1262’de Norveç’in egemenliğine girer.
* 14.yüzyılda Norveç’in Danimarka’ya bağlanmasıyla, İzlanda Danimarka’ın hakimiyetine girdi.
* 1551 yılında referandumla Protestanlığı kabul etti.
* II.Dünya Savaşı sırasında stratejik bir önem kazanan İzlanda’yı korumak bahanesiyle İngiltere tarafından işgal edildi.
* 1941’de yine ülkeyi savunma bahanesiyle bu sefer Amerikalılar burayı işgal ettiler.
* 1944’de halk oyuna sunulan yeni anayasa oylandıktan sonra, 17 Haziran 1944’de Cumhuriyet ilan edildi. Böylece İzlanda Danimarka’dan koparak bağımsız bir ülke olmuş oldu. Aynı yıl İzlanda’yı ilk tanıyan ülke Amerika Birleşik Devletleri oldu.

İzlanda Ekonomisi  :

İzlanda topraklarının büyük bir kısmı tarıma elverişsiz. Zaten nüfusun sadece %8’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Başlıca ürünleri patates, hayvan yemi ve şalgamdır. Buğday ve pirinç dışında ülke kendi kendine yeter durumdadır. Genelde tarım seralarda yapılır. Jeotermal ısıyla gerçekleştiği için seraların işletme maliyeti çok düşüktür. Seralarda her türlü sebze ve meyve yetiştirilebilmektedir.

Hayvancılık, ülkenin önemli bir geçim kaynağıdır. Topraklarının büyük bir bölümünün çayır olması buna etkendir. Yünden yapılmış çok sayıda kalite ürün mağazalarda satılmaktadır.

Turizm İzlanda’da giderek ivme kazanan bir sektör. İzlanda’yı ziyaret eden turist sayısı 700 bin civarında. Turistlerin çoğu İskandinavya ülkelerinden geliyor. Gezerken Fransız, İngiliz, Amerikalı, İspanyol, Hollandalı, Alman ve az sayıda İtalyan ve Türk turiste rastladım.

Nüfusun yaklaşık %75 kadarı hizmet sektöründe çalışırken, sanayi sektöründe çalışan sayısı  %15 civarındadır. Ülkede balık konservesi, balık unu, et ve süt ürünleri, çimento, tekstil, ayakkabı fabrikaları vardır.

Avrupa’nın en düşük işsizlik oranlarından birine sahip ülkesi. Sadece balık tesislerinde çalışmak üzere gelen yabancı işçiler var. Onlar da bir sene sonra ülkelerine gönderiliyor ve yerlerine yenileri geliyormuş.

Balıkçılık ve balık mamulleri İzlanda ekonomisinin temelini teşkil etmektedir. Yıllık tutulan balık yaklaşık olarak 1,5 milyon tonun üzerindedir. Balıca balık türleri arasında başta morina (cod) ve ringa gelir. Ayrıca ırmaklardan, çaylardan alabalık ve somon tutulmaktadır. Özellikle kuzey kıyılarında balık avlama çok yaygındır.

Yer altı kaynakları bakımından oldukça fakirdir.  Sadece alüminyum çıkarılmaktadır.

İzlanda jeotermal enerji bakımından çok zengin bir ülkedir. Jeotermal kaynaklardan elektrik enerjisi üretiliyor. Ülkedeki elektrik enerjisinin %23’ü jeotermal.

Ülke ihracatının %80’ini balık ürünleri, balık konservesi, tuzlanmış ve dondurulmuş balık, alüminyum ve gübre oluşturur.  Buna karşın çeşitli makineler, petrol ürünleri, kimyevi maddeler, ilaç ve gıda ürünleri ithal eder.

İzlanda’da Alışveriş :

Ülkenin yün ürünleri çok kaliteli. Özellikle başkent Reykjavik’teki birçok mağazada yünden yapılmış bere, eldiven, çorap, kazak bulmak mümkün. Buradan alınabilecek en iyi şeylerin başında İzlanda koyunlarının yünüyle örülmüş kazaklar geliyor. Yalnız fiyatlar oldukça yüksek. Ayrıca lav taşından yapılma kolye, bilezik, küpe gibi takıları satan mağazalar da var.

İzlanda’da Yeme-İçme  :

Her ada ülkesinde olduğu gibi, İzlanda’da da deniz ürünleri ve balık çok yeniyor. Özellikle İzlandalıların “cod fish” diye adlandırdığı morina balığı her menüde karşınıza çıkıyor. Ayrıca burada balinanın tadına bakabilirsiniz. Kırmızı eti olan ve diğer balıklardan oldukça farklı bir lezzete sahip bu balığın tadını seven de var, sevmeyen de. Bunun yanı sıra somon ve karides çok tercih ediliyor. Fish & Chips adı altında hizmet veren restoranlarda bu balıkların tadına bakmak mümkün.

İzlanda mutfağının vazgeçilmezlerinden biri de çorba. En geleneksel çorbaları kuzu eti ve sebzelerle yaptıkları Lamp Soup. Ayrıca lobster çorbası, mantar çorbası, domates çorbası, karnabahar çorbası gibi değişik çorbaları var.
Sebzelerden en çok patates yeniyor. Bunu lahana, havuç, pancar, domates gibi sebzeler takip ediyor.
Kuzu ve koyun etinin yanı sıra at eti ve kutup martısı olarak bilinen puffin etiyle yapılan yemekler de İzlanda mutfağında yer alıyor.

Et yemekleri genelde pahalı. Restoranına göre 20-35 USD arasında değişen fiyatlar var. Geleneksel yemeklerin yapıldığı restoranların dışında, özellikle Reykjavik, Akureyri gibi büyük şehirlerde İtalyan restoranlarına da rastlıyorsunuz.

İzlanda’nın en çok içilen birası Gull. Ayrıca Viking Classic adlı kırmızımtrak biranın tadıda çok güzel.

İzlanda Hakkında Bilinmesi Gerekenler  :

* İzlanda’da kadınlar evlendiklerinde kocalarının soyadını almıyor; kendi soyadlarını devam ettiriyor.
* Viking soyundan gelen İzlandalılar kendilerine güvenen, güçlü, kararlı ve cesur kişiler.
* İnsanları dost canlısı. Konuşkan, sıcak kanlı, samimi, yardımsever, alçakgönüllü, iyi niyetli kişiler.
* Fiyatların yüksek olduğu, pahalı bir ülke. Norveç’ten sonra Avrupa’nın en pahalı ülkelerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
* Dünyada en yüksek internet kullanım oranına sahip ülke.
* Dünyada eşcinsel evliliğin yasal hale geldiği ilk ülke; 2010 yılında.
* Ordusu olmayan ülke.

Hindistan’a iki kez gitmiş ve bu ülkeyi çok sevmiştim. Şimdi sırada coğrafi yapısı sebebiyle halk arasında “Hindistan’ın gözyaşı” olarak anılan ve onun hemen güneyinde yer alan ada ülkesi Sri Lanka vardı. Tarihiyle olduğu kadar, doğasıyla da ön plana çıkan bu ülkeyi doğrusu merak ediyordum. Bazı giden arkadaşlardan metnini duyduğum bu adaya ailece yapacağımız seyahati sömestr tatili dönemine denk getirdim. Bunun için 10 günlük bir rota çıkardım. Buna dört günlük bir Maldivler seyahatini de ekledim. Bu kadar yol gitmişken, Sri Lanka’dan uçakla bir saat onbeş dakika uzaklıktaki bu doğa cennetini görmemek olmazdı

Sri Lanka’da bir şehirden diğerine geçerken otobüs ya da treni kullanabilirdik. Yalnız bu durum seyahatimizde bir hayli zaman kaybına yol açardı. Böylece gezmemiz gereken yerleri belirlediğim süre içinde yetiştiremezdik. Bu nedenle Sri Lanka’daki bir seyahat acentesiyle anlaşıp, oradan şöför ve rehberli bir araç almaya karar verdim. Türkiye’den yaptığım yazışmalarla My Sri Lanka Travel adlı acentesiyle anlaştım. Sahibi Sugath Gamini, benim rehber olduğumu  bildiği için, bana en iyi elemanı Dinesh’i gönderdi. Kendisi hem rehberlik yapacak, hem de aracı kullanacaktı. Qatar Havayolları’na ait uçak 24 Ocak sabahı başkent Colombo’ya indiğinde, Dinesh bizi havalimanında karşıladı. Kendisi son derece güleryüzlü ve samimi biriydi. Toyota marka van tipi aracımızla turun startını havalimanından verdik.

Bu turda Colombo gezisini son güne bırakmıştık. Bu nedenle önce Colombo’ya 200 km mesafede, ülkenin kuzeyindeki tarihi kent Anuradhapura’ya doğru devam ettik. Tarihte adanın ilk başkenti olarak bilinen Anuradhapura, aynı zamanda en büyük eski kenti. Buraya yolculuk 4 saat civarında sürüyor.

Sri Lanka Tur Güzergahım

Anuradhapura Eski Kenti – Aukana – Mihinthale
Sigiriya  – Dambulla Cave Temples
Habarana  (Fil binme – bir köy ziyareti)
Polonnaruwa Eski Kenti
Kandy
Pinnawala (Yetim filler merkezi) ve Kraliyet Botanik Bahçesi ziyaretleri
Nuwara Eliya   (Çay Ekim alanları – Şelaleler) – Yala Milli Parkı
Galle ve Unawatuna
Başkent Colombo

Genel Bilgiler   :

*21 milyon nüfusa sahiptir.
*65.610 km2lik yüzölçümüyle oldukça küçük bir ülke. Adanın kuzey ucundan güneyine olan mesafe 430 km iken, batıdan doğuya olan mesafe 220 km.
*Eski adı Seylan
*Başkent Colombo
*Ülke topraklarının çoğu düz. Adanın en yüksek noktası Nuwara Eliya yakınındaki 2524 metreyle Pidurutalagala.
*Ülkede  %70 Budist, %15 hindu, %7,5 çoğunluğu Katolik olan hıristiyan ve %7,5 kadar da Müslüman var.  Hıristiyan nüfusun çoğu kıyı şeridinde yaşıyor.
*Ülkenin resmi dili olan Sinhala, halkın %75’i tarafından konuşuluyor. Buna 1987’de Tamilce eklendi. Tamilceyi de halkın yaklaşık %18’i konuşmaktadır. Tamiller, Sinhaleler ardından ülkenin ikinci büyük etnik grubu. Adada İngilizce de yaygın olarak konuşuluyor.
* Para Birimi Sri Lanka Rupisi (LKR). 1 Euro = 156 LKR   /  1 USD = 144 LKR (Ocak 2016’da)
* Türkiye’den 2,5 saat ilerde.
* Çeşme suyu içilmiyor. Marketlerden şişe suyu temin edilmelidir . Otellerde her gün odaya her bir kişi için bir şişe su bırakılır.
* 30 güne kadar yapacakları turistik amaçlı seyahatlerinde, Türk vatandaşları vize almak zorundadır. Arzu eden vizeyi gitmeden önce internetten alabilirler. Bunun için sadece form doldurmak yetiyor. Ya da bizim gibi ülkeye giriş yaptıkları havalimanından alırlar.
* İnsanları son derece güleryüzlü, yardımsever, samimi ve sakin.

Sri Lanka’ya Nasıl Gidilir     :

THY başkent Colombo’ya direk uçuyor. Uçuş yaklaşık 10 saat sürüyor. Bunun yanı sıra Emirates’in Dubai aktarmalı ve Qatar Airways’in Doha aktarmalı uçuşları var.

Sri Lanka’ya Ne Zaman Gidilir  :

Sri Lanka’ya gitmek için Ocak sonu ile Nisan ayı arasındaki dönem tercih edilmelidir. Çünkü bu dönemde yağmur ihtimali oldukça düşüktür.

Sri Lanka’nın Meşhur 5’lisi :

* Fil    : Sri Lanka’da en çok görülen hayvan. Hindistan’dan bile fazla sayıda fil var Sri Lanka’da. Yaklaşık 3 bin tane fil olduğu söyleniyor. Adanın büyüklüğü göz önüne alındığında bu oldukça iyi bir rakam.
* Çay  : Sri Lanka (eski adıyla Seylan denince) ilk akla geln, üretilen mis kokulu çayları ve alabildiğine uzanan yemyeşil çay plantasyonları. Dünya pazarlarında Seylan olarak isim yapan çayın, ülke ekonomisindeki yeri çok önemli. Sri Lanka Çin, Hindistan ve Kenya’nın ardından dünyanın 4.ncü büyük üreticisi. Çay esas olarak Nuwara Eliya’da yetiştiriliyor. Burada bir çay fabrikası ziyareti yapılıyor.
* Kıymetli Taşlar : Sri Lanka çok değerli taşlardan bazılarını üreten bir ülke. Bunların başında Blue Safir (Mavi Safir) taşı geliyor. Dünyanın ilk üç büyük mavi safir taşları Sri Lanka’da bulunuyor. Ayrıca en büyük Yıldız Yakut, en büyük Kedi Gözü ve Alexandrit yine burada.
* Kriket  :Eski bir İngiliz sömürgesi olan ülkede en popüler spor krikettir.
* Baharat ve Şifalı Otlar : Çok çeşitli baharatların (tarçın, muskat…gibi)yetiştiği ülkede, aynı Hint mutfağında olduğu gibi yemeklerde baharat çok kullanılır.

Sri Lanka Tarihi  :

* Sri Lanka’nın ilk sakinleri 16 bin yıl kadar önce Hindistan’dan gelen Vedalar olmuş.
* Ada halkının çoğunluğunu MÖ.6.ncı yüzyılda Hindistan’ın kuzeyinden göç eden ve MÖ.247’de Budist olan Sinhaliler oluşturuyor. Hindistan’ın güneyindeki Tamil Nadu eyaletinden kopup gelen Hindu Tamiller ise ülkenin kuzeyine yerleşmiş küçük bir azınlık.
* Budizm, Sri Lanka’ya MÖ.247 yılında girmiş. Bu tarihte misyoner Mahinda, Hintli Budist imparator Asoka tarafından Sri Lanka’ya gönderilmiş. Mahinda, Anaradhapura kralı Devanampiya Tissa’yı Budist yapmış ve Budizm bu tarihten itibaren devlet dini olmuş.
* 16.ncı yüzyıldan itibaren ülkenin bazı kısımları sırasıyla Portekiz, Hollanda ve İngilizler tarafından idare edilmiş. Ama Kandy, Sinhale kültürünü korumayı bilmiş.
* 1796’da İngilizler adayı fethetmişler. 1815’te ise tüm ülke İngiliz kolonisi olmuş.
* 1818 ve 1848 yıllarında İngilizlere karşı başkaldırı gerçekleşmiş.
* 1948’de Seylan, Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu)içinde kalmak şartıyla, tam bağımsız oldu. 4 Şubat ülkede Bağımsızlık günü olarak kutlanıyor.
* 1972’de Seylan adı Sri Lanka olarak değiştirildi. Ülkede Cumhuriyet rejimi kuruldu.
* 1983-2009 yılları arasında ülkede Sinhali milliyetçileri ile ülkenin kuzeyinde ayrı bir toplum olarak yaşayan Tamiller arasında 25 sene süren İç Savaş vardı

Sri Lanka Ekonomisi   :

Turizm ülke ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. Ülkeyi yılda ziyaret eden turist sayısı 2,5 milyon civarında. En fazla Çinli turist geliyor. 2016’da ülkeyi gezerken Çinli turistin yoğunluğunu görünce, rehberimiz Dinesh’e nedenini sormuştum. Bana Çin hükümetinin Sri Lanka’da ciddi yatırımları olduğundan bahsetmişti. İki ülke arasında yapılan anlaşma gereği, bu yatırımların karşılığında, Çin hükümeti de kendi vatandaşlarını Sri Lanka’ya gitmeleri için teşvik ediyormuş.

Tarım, ülke ekonomisi için önemli olan bir diğer sektör. Başta çay olmak üzere, ülkede pirinç, hindistan cevizi, baharat, çeşitli sebzeler (lahana, havuç, fasulye, soğan, sarımsak, bal kabağı, domates, patates, pırasa…gibi), çeşitli meyveler  ( muz, ananas, papaya, mango,portakal, karpuz, çilek gibi..) yetişiyor.

Ülkede kauçuk üretimi önemli. Sri Lanka doğal kauçuğun dünyada ilk üreticilerinden. Çay gibi kauçuğu da bu ülkeye sokan İngilizler. Ülkede kauçuk fabrikası var. Ayrıca tekstil ve giyim sanayi bir diğer önemli sanayi dalı.

Değerli taşlardan safir üretimi ülkenin önemli bir gelir kaynağı.

Sri Lanka’da Alışveriş   :

Sri Lanka maskeleriyle meşhur. Birçok kentte maskeler satılsa da, maske atölye ve satış yerlerinin bulunduğu ve en iyi maskelerin imal edildiği şehir Ambalangoda. Galle’den Colombo’ya giderken yol üzerindeki bu şehirde, bir de maske müzesi bulunuyor. 1995’te kurulan bu müzede, birbirinden farklı maskeler sergileniyor. Hemen yanındaki çok güzel maskelerin bulunduğu Ariyapala And Sons adlı dükkandan biz de maske aldık.

Değerli taşlar (mavi safir), batikler, baharatlar, çay, ahşap oyma nesneler, çanak çömlekler, dantel bu ülkeden alınabilecek hediyelikler arasındadır.

Sri Lanka ile ilgili Bilinmesi Gerekenler :

* Tapınaklara ayakkabılar çıkartılarak giriliyor; ister çıplak ayakla, ister çorapla. Bu yüzden yanınızda bolca çorap ya da kolonyalı mendil getirmenizi tavsiye ederim.
* Budist tapınaklarda Buda heykellerine sırtınızı dönerek fotoğraf çektirmek yasak. Bu durum Buda’ya saygısızlık olarak nitelendiriyor. Bu yüzden biraz yan dönerek fotoğraf çektirmenizde fayda var.
* Otel odalarında “pencerenizi kapatın, maymun girebilir” uyarılarıyla karşılaşabilirsiniz.
* Dagoba, Sri Lanka’da stupalara (Budistlere ait bir tür tapınak) verilen isimdir.

Sri Lanka’da Yeme – İçme  :

Balık ve deniz ürünleri Sri Lanka mutfağından önemli bir yer tutuyor. Deniz ürünleri çok çeşitli ve ucuz. Balık ta bol ve çok yeniyor.
Hemen her yemeğin yanında ekmek yerine pilav getiriyorlar. Sri Lanka halkı için vazgeçilmez bir yiyecek.
Sri Lanka’da baharat yemeklerde bolca kullanılıyor. Zaten Hindistan mutfağının etkilerini görüyoruz. Baharatlar içinde en çok tercih edilen köri sosu. Örneğin köri soslu tavuk çok tercih edilen bir yemek.
Burada içilen bira Lion Larger. 625 mlt büyük şişede sunuluyor.
Muz, ananas, papaya, hindistancevizi, mango, rambutan, mangostan, dragon,  jack fruit gibi tropikal meyveler çok yeniyor. Bunun yanı sıra karpuz da tercih edilen bir meyve. Yollarda bu meyvelerin satıldığı tezgahlarla karşılaşıyorsunuz.

srilanka - A1.jpg srilanka - A2.jpg

Sri Lanka’daki UNESCO Dünya Mirasları :
*Ancient City of Polonnaruwa
*Ancient City of Sigiriya
*Sacred City of Anuradhapura
*Old Town of Galle and its Fortifications
*Sacred City of Kandy
*Sinharaja Forest Reserve
*Golden Temple of Dambulla
*Central Highlands of Sri Lanka

 

İspanya İtalya’nın ardından Avrupa’da en fazla ziyaret ettiğim ülke. Bask bölgesi dışında, hemen hemen her bölgesini bugüne kadar gezme fırsatı buldum. İlk gidişimi hatırlıyorum, 1997 senesiydi. Eşimle birlikte Barselona’da çok keyifli 4-5 gün geçirmiştik. Daha sonraki yıllarda Barselona başta olmak üzere birçok kez tur götürdüm İspanya’ya. Her gidişimde de ayrı bir keyif aldım ve çok güzel anılarla ayrıldım bu ülkeden. 2011 yılında İspanyolca öğrenmek için gittiğim Salamanca’daki günlerimi ise unutamam. Öğrencilik günlerime geri dönerek, iki ay kaldığım bu şehirde İspanya’nın tadını tam anlamıyla çıkartmış ve bu güzel ülkeyi daha çok sevmiştim. Bu arada İspanya’nın Castilla y Leon ve Galicia bölgelerindeki birçok şehrini de bu dönemde gezmiştim. Nihayet bu senenin haziran ayında bu güzel ülkeye tekrar dönmeye karar verdim. Bu defa eşim ve kızımı yanıma alarak çıktığım bu seyahati sadece İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesiyle sınırlandırdım. Bana göre Endülüs, İspanya’nın 17 özerk bölgesi içinde en görülmeğe değer olanıydı.
İspanyolların “ Andalusia”dedikleri Endülüs’e yapacağım bu seyahat için 9 günlük bir rota çıkartmıştım. Önce THY ile İstanbul’dan Malaga’ya uçacak ve turu yine bu şehirle tamamlayacaktım. Bu defa programa daha önceki seyahatlerim sırasında görme fırsatı bulamadığım Ronda, Cadiz ve Jerez de la Frontera gibi şehirleri de almıştım.

Öteden beri hayallerimi süslüyordu Zanzibar Adası.Yıllar önce resimlerini gördüğümde çok etkilenmiş ve bu adaya gitmeyi kafama koymuştum. Ama araya başka seyahatlerin girmesi nedeniyle, bu hayalimi uzun bir süre ertelemek zorunda kalmıştım. Nihayet geçen sene eylül ayında eşim ve kızımla birlikte gitmeye karar verdim. Bunun için 13 günlük bir tur programı hazırladım. Bu programın içine sadece Zanzibar’ı değil, Kenya’yı da dahil ettim. Önce Kenya’nın dünyaca ünlü rezervi Masai Mara ile Nakuru Gölü çevresinde safari yapacak ve oradan Tanzanya’nın özerk bir bölgesi olan Zanzibar Adası’na geçecektik.

 THY’nın gerek Nairobi’ye, gerekse Darüsselam’a İstanbul’dan direkt seferi var. Ben biletlerimizi aylar öncesinden Nairobi gidiş, Darüsselam dönüş olarak satın aldım. Seyahat günü yaklaştığında Sarıhumma aşılarımızı İzmir Sağlık Merkezi’nden yaptırıp, aşı karnelerimizi aldık. Afrika’nın birçok ülkesi hijyen bakımından pek iyi durumda değil. Bu tip ülkelere seyahat edecek olanların sarı humma aşılarını gitmeden en az 10 gün önce yaptırmaları gerekiyor. Ayrıca sivrisineklere karşı sıtma hapı kullanmakta fayda var.

THY ile yaklaşık 6 saat süren bir uçuş sonrası vardığımız Kenya’nın başkenti Nairobi’deki şehir turunun ardından, anlaştığımız acente ile 5 gün süren safari programını gerçekleştirdik. Çok keyifli geçen safari sonrası, Nairobi havalimanından bindiğimiz Kenya Airways uçağı bizi Darüsselam’ın Julius Nyerere havalimanına ulaştırdı. Kenya’da olduğu gibi, Tanzanya’ya da gelince, havalimanında form doldurup, 50 USD ödeme yaparak vizelerimizi aldık. Ardından bindiğimiz Precision Air’e ait pervaneli küçük uçak bizi 20-25 dakika içinde Zanzibar Adası’na getirdi.

Havalimanından taksiyle adanın başkenti Stone Town’daki otelimize ulaşmamız 15 dakika kadar sürdü. Konaklayacağımız Stone Town’un merkezinde yer alan Tembo House Hotel, eski bir saraydan otele çevrilmiş. Burası zamanında zengin bir tüccarın rezidansıymış.

Yalnız otele geldiğimizde bir sürprizle karşılaştık. Bize ayırdıkları odayı beğenmemize rağmen, içerdeki nem kokusundan rahatsız olduk. Bu nedenle odamızın değiştirilmesini istedik. Ama tüm odalar dolu olunca, bu isteğimizi ancak bir sonraki gün yerine getirebileceklerini söylediler. Israr edince, hemen karşıdaki binada yer alan otele ait bir dairede eğer istersek kalabileceğimiz ifade edildi. İki odalı, iki banyolu ve Swahili tarzında mobilyalarla döşeli odayı görünce, hemen kabul ettik. Aslında bize ayrılan odaya göre, çok daha pahalı olan bu daire için fiyat farkı da ödemeyecektik. Bu bizim için bir şans olmuştu. Bir de işin ilginç yanı, tam karşımızdaki aynı tip dairede, yıllar önce Queen grubunun ünlü solisti Freddie Mercury kalmıştı. İsmi dairenin kapısına kazınmış olup, koridorda ona ait resimler vardı. Kendisinin Zanzibar doğumlu bir sanatçı olduğunu biliyordum; ama burada kalmış olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Lyon’da yıllar önce canlı konserini izlediğim ve çok sevdiğim rock grubunun bu unutulmaz solisti ile aynı yerde kalmak benim için güzel bir duyguydu.

Zanzibar - 1A.jpg

Zanzibar - 2A.jpg

Sabah kahvaltımızı otelin terasında plaja karşı yaptık. Kahvaltı bitimine doğru aniden sağanak yağmur indirdi. Aslında tropikal iklimin hakim olduğu bu adada kuru ve yağmurlu dönem olmak üzere iki sezon yaşanıyordu. Şu anda içinde bulunduğumuz eylül ayı, adayı ziyaret için en uygun aylardan birisiydi. Kuru dönemde olmamıza rağmen, bu tür kısa süreli sağanak yağışlara ara sıra rastlanabiliyordu.

Genel Bilgiler     :

* Hint Okyanusu’ndaki Zanzibar, iki farklı adadan oluşmaktadır. Zanzibar diye adlandırılan Unjuga Adası ve onun 50 km kadar kuzey doğusunda bulunan Pemba Adası. Buna çevredeki 50 kadar çok küçük adayı ekleyebiliriz.
*  Her iki adanın toplam nüfusu 1,4 milyon.
* Adanın başkenti Stone Town (Taş Şehir). 2000 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde.
* Zanzibar, Tanzanya Cumhuriyeti’ne bağlı özel bir bölge.
* Zanzibar Adası düz bir adadır; sadece adanın ortasında bazı tepeler görülür. Kuzeyden güneye uzunluğu 85 km olup; doğudan batıya ise 20-30 km kadardır.
* Ada nüfusunun %99’u Müslüman Sünni. Çok az sayıda da Hindu ve Hıristiyan nüfus var.
* Resmi dil Swahili. İngilizce ise en çok konuşulan yabancı dil.
* Para Birimi Tanzanya Şilini.  Amerikan doları en çok tercih edilen yabancı para.
1 Euro = 2680 TSH
1 USD = 2339 TSH    (Eylül 2017’de)
* Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazları şarj etmek için adaptör kullanmak gerekiyor; çünkü adada İngiliz sistemi üçlü priz var.
* Vize havalimanında alınıyor. Bunun için ödenen ücret kişi başı 50 USD.
 * Türkiye ile saat farkı yok.
 * 73 yıl boyunca (1890-1863) yarı İngiliz sömürgesi olması nedeniyle, trafik soldan akıyor.

 Zanzibar Adası’na Nasıl Gidilir   :

Sadece Zanzibar Adası’na gitmeyi düşünenler, İstanbul’dan THY’nın direkt seferiyle bu adaya ulaşabilirler. Uçuş yaklaşık 7 saat sürüyor. Eğer bizim yaptığımız gibi, Kenya ya da başka bir Afrika ülkesinden buraya geçecekseniz, önce Darüsselam’a uçmanız; ardından buradan kalkan Precision Air, Coastal Aviation ya da Zan Air gibi havayollarından birinin uçağıyla adaya ulaşmanız gerekir. Uçuş süresi yaklaşık 20-25 dakika.

Daresselam’dan Zanzibar’a gitmek için bir diğer alternatif ise feribota binmek. Azam Marina şirketinin feribotu (Kilimanjaro-6) 2 saatte adaya ulaşıyor. VİP koltuk ücreti kişi başı 50 USD Rezervasyonu internetten yapabilirsiniz. Feribot terminali Darüsselam’ın Julius Nyerere havalimanına 12 km. mesafede. Bu da taksiyle trafik durumuna göre 30 ila 45 dakika arasında bir süre gerektiriyor.

 Zanzibar Adası’na Ne Zaman Gidilir  :

 Tropikal iklimin hakim olduğu adada, Mart-Mayıs dönemi yağmurlu olduğu için tavsiye edilmiyor. Ocak ve Şubat ayları ise kuru dönem olduğu halde çok sıcak geçiyor. Adaya seyahat için en iyi mevsim, Haziran’dan Ekim’e kadar olan dönem. Bu dönemde ortalama sıcaklık 30 derece dolaylarında.

 Zanzibar Adası’ndan Ne Alınır  :

Stone Town’un dar sokaklarında çok sayıda dükkan var. Buradan zevkinize uygun çeşitli hediyelikler bulabilirsiniz. Üzerleri süslü ahşap kutular, mumluklar, baharat sepetleri, magnetler, kokulu yağlar, sabunlar, parfümler satılanlar hediyeliklerden bazıları.

Zanzibar Halkı   :

Sıcak, samimi, iyi niyetli ve güleryüzlü insanlar. Karşılaştığınız çoğu kişi size gülümseyerek “jambo” yani merhaba diyor. Yoksulluklarına rağmen, hayata pozitif bakabilen, küçük şeylerle mutlu olabilen insanlar. Bir de telaşsız, rahat ve hiçbir şeyi sorun yapmayan insanlar. “Hakuna Matata” (boş ver gitsin, no problem) en çok duyduğumuz sözlerden biri oldu.

Zanzibar Adası’nın Tarihi  :

Zanzibar tarih boyunca birçok sömürgeciyi kendine çekmiş; Mısırlı, Hintli, Pers, Portekizli, Arap, Hollandalı, İngiliz gibi…Yüzyıllardır “Doğu Afrika’nın Kapısı” olmuş.
* Kentleşmenin başladığı 1530’lu yıllardan 17. yüzyıl sonuna kadar Portekizliler’in idaresi altındaki Swahili yöneticilerin denetiminde küçük bir şehir devleti olarak varlığını sürdürmüş.
*Portekizlilerin hakimiyeti Zanzibar’da 1698’e kadar sürmüş. Bu arada Ummanlı Arapların birçok saldırısına maruz kalmışlar. Sonunda Zanzibar’dan kovulup Mozambik’e gitmişler.
* Portekizliler’in yerine yerleşen Ummanlı Araplar, Zanzibar ve Doğu Afrika kıyılarının yeni patronu olmuş. 1698’ten itibaren Umman Sultanı Zanzibar’ı Mascat’taki sarayından yönetmeye başlamış. 1832’de ise Ummanlı sultan Seyyid Said, Allah’ın cennetini keşfettiğine inanarak başkentini Mascat’tan Zanzibar’a taşımış. Bu dönemde artan ekonomik zenginlik, başkent Stone Town’da cami, saray, ev, ticari yapı gibi birçok taş binanın yapılmasına yol açmış.
*Köle ticaretinin çok karlı olması, İslam dininin de bir müslümanın diğeri tarafından kullanılmasını yasakladığı için, Afrika Kıtası’ndan köle olarak zenciler getirilir. Böylece 19. yüzyıl boyunca her sene ortalama 8 bin köle Afrika Kıtası’nın ücra köşelerinden Zanzibar’ın yolunu tutar. Zanzibar o dönemde Afrika’nın doğu kapısı, köle ticaretinin de merkeziydi.
* 1800’lerin ortalarına gelindiğinde, iklime ve verimli topraklara olağanüstü uyum sağlayan baharatla adanın kaderi değişmiş ve Zanzibar dünyanın en büyük baharat üreticilerinden biri olmuştur. Bugün Zanzibar’da baharat turları düzenlenmektedir.
* Hümanist İskoç kaşif, doktor ve misyoner David Livingstone’un köleliğin kaldırılmasına yönelik çabalarının da etkisiyle, Umman Sultanı Bargash 1873’te köleliğin kaldırılmasına ilişkin kararnameyi imzalamıştır. Ancak köle ticareti resmi olarak 1897’de kalkmıştır. Hatta bu uygulamanın daha sonraki yıllarda da bir süre devam ettiği ve Zanzibar’ın dünya üzerinde köle pazarlarının kaldırıldığı son yer olduğu söylenir.
* İki kolonyal güç İngiltere ve Almanya arasında kalan ada, 1890’da yapılan anlaşma gereği İngiltere’nin koruyuculuğu altına girmiş ve bu durum bağımsızlığın kazanıldığı 10 Aralık 1963 tarihine kadar sürmüştür.
* 1964-1972 yılları arasında bağımsız Zanzibar Adası, havalimanına ismi verilmiş Abeid Karume tarafından yönetilmiştir.

Bugüne kadar Avrupa’nın neredeyse tamamını gezmiştim. Geriye sadece iki ülke kalmıştı. Bunlardan biri Moldova, diğeri ise Bulgaristan’dı. Türkiye’ye çok yakın olan bu iki ülkeyi, ilginçtir ama en sona bırakmıştım. Oysa Lyon’daki öğrencilik yıllarımdaki, Fransa’dan Türkiye’ye otobüsle geldiğim dönemlerde, birçok kez Sofya’dan geçip Kapıkule’ye girdiğimi hatırlıyorum. Sonunda kararımı verdim ve komşu ülke Bulgaristan’ı esaslı bir şekilde gezmeme imkan sağlayacak on günlük bir rota çıkardım. Turuma Filibe’den (Plovdiv) başlayıp Burgaz’da bitirecektim. Oradan da İstanbul üzerinden İzmir’e dönecektim. Bulgaristan yakın olduğu için, uçak yerine otobüsle gitmeyi tercih ettim. Bunun üzerine İzmir’den Akbulut Turizm’in otobüsüyle 10 Ekim 2017 tarihinde yola çıktım. Otobüsteki yolcuların çoğunluğunu Bulgar göçmenleri oluşturuyordu. Otobüs önce Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hasköy’e (Haskovo) uğrayıp, oradan da Kırcaali’ye devam edecekti.  Güzel geçen bir yolculuk sonrası sabah saat 05.15’de Hasköy’e vardık. Burada inip, Arda Tur’un saat 06.15’te kalkan otobüsüyle, bir saat süren bir yolculuğun ardından Filibe’ye ulaştım. İlk işim daha önce rezervasyon yaptırdığım Alliance Hotel’e yerleşip, biraz dinlenmek oldu. Bulgaristan’ın en güzel şehri olan Filibe’yi bir an önce keşfetmek için sabırsızlanıyordum.

Genel Bilgiler  :

* Son verilere göre, Bulgaristan’ın nüfusu yaklaşık 7,4 milyon.
* Sofya, 1879 yılından beri Bulgaristan’ın başkenti. Nüfusu 1 milyon 270 bin civarında.
* Resmi dil Bulgarca. Kiril alfabesiyle yazılıyor. Rusça ülkede konuşulan ikinci dil.  İngilizce bilenlerin sayısı ise oldukça az. Özellikle üniversite eğitimi almış genç nüfus içinde  İngilizce bilenlere rastlanıyor.
* Nüfusun yaklaşık %87 kadarı Hıristiyan Ortodoks. %13 dolaylarında da Müslüman nüfus var.
* Para Birimi, Bulgar Levası (BGN).  2017 Ekim ayında 1 Euro = 1,955 BGN ve 1 USD = 1,665 idi.
* Türkiye ile saat farkı yok.
* Siyasi rejim Parlamenter Demokrasi.
* Ülkeye Schengen Vizesi ile girilebiliyor. Olmayanların Bulgaristan Konsolosluğu’ndan vize alması gerekiyor.

Bulgaristan’a Ne Zaman Gidilir :

Karasal iklimin hüküm sürdüğü; kışların soğuk, yazların ise sıcak ve kuru geçtiği Bulgaristan’ı gezmek için en iyi dönem, Ekim ve Mayıs aylarıdır.

Bulgaristan’a Nasıl Gidilir :

Uçak, rahat ve hızlı bir ulaşım aracı olması açısından, özellikle Sofya’ya gidecekler tarafından düşünülse de, Bulgaristan’daki gezilerine Burgaz, Varna ya da benim gibi Filibe’den başlayacak olanlar otobüsü tercih edebilirler.

İzmir’den Akbulut Turizm’in her gün saat 17.15’te hareket eden otobüsü var. Otobüs Hasköy üzerinden Kırcaali’ye kadar gidiyor. Hasköy’e (Haskovo) sabah saat 5.15’de varıyor. Ücreti 2017’de 80 TRY idi.

Ayrıca Burgaz ya da Varna’ya gidecek olanlar, İstanbul’dan Nişikli firmasının otobüslerini tercih edebilirler. Ben Burgaz’dan İstanbul’a bu firmanın otobüsüyle döndüm. Yolculuk 6 saat sürdü. Bunun dışında İstanbul’dan Sofya, Filibe, Varna, Burgaz gibi kentlere seferi olan Metro Turizm olduğunu biliyorum.

Bulgaristan’da Ulaşım :

Bulgaristan’da bir şehirden diğerine geçerken genelde otobüsü tercih ettim. Onun dışında tren bir diğer alternatif. Ayrıca daha rahat gezmek isteyenler, gittikleri ilk yerden araba kiralayarak yollarına devam edebilirler.

Bulgaristan Tarihi :

Ülkenin ilk sakinleri Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar. MÖ.8. yüzyılda Sofya’yı bir Trak kabilesi olan Serdiler kurmuş.
MS.1. yüzyıldan itibaren Romalılar Trakya’yı fethetti. Daha sonra ise ülke Bizans egemenliğine girdi. Romalılar zamanında Sofya’nın ismi Serdica idi.
6 ve 7. yüzyıllarda kuzeydoğu Avrupa’dan Slav kabileleri geldi.
681-1018 I.Bulgar Krallığı dönemi.
9 ve 10. yüzyıllar Bulgaristan Krallığı’nın Altın Çağı. Ülkeye Hıristiyanlık bu dönemde girdi. 865 yılında Prens I.Boris, Cyril ve Metodius’un müritleri olan Kliment ve Naum’un telkinleriyle Hıristiyan dinini kabul etti.
1018-1185 Bizans işgali
1185-1396 II.Bulgar Krallığı dönemi ve Veliko Tarnovo’nun yeni krallığın başkenti olması.
1396-1878 yılları arasında Bulgaristan Osmanlı hakimiyeti altında kalıyor.
1879–1944 III.Bulgar Krallığı dönemi ve Sofya’nın başkent oluşu.
1912-1913 Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan Savaşları
1914-1918 İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya-Macaristan yanında olan Bulgaristan, kaybeden taraf oldu.
1944’de Kızıl Ordu Bulgaristan’a girdi.
1991’de Sosyalist rejimin yıkılmasının ardından, Bulgaristan Türk azınlığa yönelik asimilasyon politikalarını terk ederek, Türkiye ile ilişkilerini oldukça olumlu bir temele oturtmuştur.
2007’de Bulgaristan Avrupa Topluluğu’na ilk adımı attı.

Bulgar Halkı :

Bulgaristan’da bulunduğum sürece en ufak bir olumsuzlukla karşılaşmadım. Aksine gerektiğinde Bulgar halkından gerekli ilgi ve yardımı gördüm. Ayrıca 2000’li yıllar öncesini bildiğim Bulgaristan’ın, özellikle Avrupa Topluluğu’na adım attıktan sonra, her yönden geliştiğini söyleyebilirim.

Bulgaristan’daki UNESCO Dünya Mirasları :
*Boyana Church
*Madara Rider
*Rock-Hewn Churches of Ivanovo
*Thracian Tomb of Kazanlak
*Ancient City of Nesebar
*Pirin National Park
*Rila Monastery
*Srebarna Nature Reserve
*Thracian Tomb of Sveshtari
*Ancient and Primeval Beech Forests of the Carpathians and Other Regions of Europe

 

Türk Hava Yolları uçuşlarından kazandığım millerim vardı. Bunu uzak mesafedeki bir ülke için kullanmak istiyordum. Milleri bir Avrupa ülkesi için kullanmanın pek bir avantajı yoktu.  Bu yüzden rotamı Batı Afrika’nın ilginç ülkesi Senegal’e çevirdim. 2018 yılının Mart ayında on gün sürecek bir gezi planladım.Buna göre ilk iki gün başkent Dakar ile onun karşısındaki Gore Adasını gezecektim. Ama seyahatin kalan kısmı için bir araca ihtiyacım olacaktı. Bunun için Fransa’daki öğrencilik yıllarından bildiğim “Nouvelles Frontieres” adlı Fransız acentesi ile anlaştım. Rotasını çizdiğim turun kalan kısmını, onların tahsis edeceği 4×4 araç ve bir rehber-şöförle tamamlayacaktım.

error: